Türk siyasetinin bugün geldiği noktada, demokrasiyi ayakta tutan en temel mekanizmaların nasıl pasifize edildiğini üzülerek izliyoruz. Bir partinin il ve ilçe örgütlerinin görevi, sadece seçim dönemlerinde hummalı bir çalışma yürüterek bir belediye başkanını veya milletvekilini seçtirmek değildir.
Asıl görev, seçimin bittiği gün başlar: Kazanılan makamı, halkın menfaatleri adına denetlemek. Ancak Türkiye genelindeki siyasi iklim, bu "denetim" görevini unutturmuş, yerine "biat" kültürünü yerleştirmiştir.
Bir partinin il ve ilçe başkanlıkları, aday gösterdikleri kişinin "seçim müdürü" değildir; o partinin yereldeki "vicdanı" ve "denetim organıdır." Ancak görüyoruz ki, çoğu zaman il ve ilçe başkanları, kendi emekleriyle koltuğa oturttukları belediye başkanlarına karşı birer "koruma kalkanı" görevine soyunuyorlar.
Belediye başkanı hata mı yaptı? Örgüt susuyor. Kamu kaynağı mı israf edildi? Örgüt savunmaya geçiyor. İşe alımlarda liyakat mi rafa kaldırıldı? Örgüt sessizliğe bürünüyor.
Bu sessizliğin temelinde maalesef "menfaat" yatmaktadır. İlçe başkanı, belediye başkanıyla ters düşerse ihalelerden, kadrolardan veya kişisel beklentilerinden mahrum kalacağını düşünüyor. Bu zihniyet, Türkiye'deki yerel yönetimin üzerine çöken en büyük kara buluttur. Denetim mekanizması çalışmayan bir yapıda, seçilmiş kişi kendini "tek adam" ilan eder; çünkü arkasında onu sorgulayacak hiçbir siyasi irade kalmamıştır.
Siyasette "biat" kültürü, bir partinin içindeki demokrasiyi bitiren virüstür. İl veya ilçe başkanlarının, belediye başkanına biat etmesi demek; o şehirde yaşayan tüm vatandaşların haklarının bir avuç insanın çıkarına kurban edilmesi demektir.
Örgüt, başkanın her yaptığını "doğru" olarak pazarladığı anda, artık orada kamusal değil, şahsi bir çıkar düzeni kurulmuş demektir.
Türkiye genelinde yaşanan pek çok usulsüzlük, rüşvet operasyonu veya hizmet aksaması, aslında örgütlerin o "denetim" görevini yapmamasından kaynaklanıyor. Eğer ilçe başkanı, belediye başkanının yanına gidip "Halkımız bu uygulamadan rahatsız, bu iş yanlış, bunu derhal düzeltmelisin" diyebilseydi, bugün Türkiye'nin pek çok şehrinde bu kadar büyük kamusal problemler yaşanmazdı.
Ancak biat, cesareti öldürür. Cesaretin öldüğü yerde de halkın hakkı korunamaz.
Ben Hüseyin YILDIZ olarak, Türkiye siyasetindeki bu çarpık düzeni kökten reddediyorum. Siyaset, birine sadık kalmak üzerine değil, halkın geleceğine sadık kalmak üzerine kurulmalıdır. Benim vizyonumda, bir belediye başkanı "dokunulmaz" değildir. Aksine, en çok kendi örgütü tarafından, en çok da halk tarafından denetlenmesi gereken kişidir.
Bir siyasi yapının, kendi eliyle iktidara getirdiği bir yönetimi denetleyememesi, o yapının acziyetidir. Bizim yönetim anlayışımızda; örgütler "alkış makinesi" değil, "halkın gözü kulağı" olacaktır. Eğer bir belediye başkanı halkın çıkarlarını değil de, küçük menfaat gruplarının çıkarlarını gözetiyorsa; bunu en önce o başkanın kendi partisi, kendi örgütü teşhir etmelidir. Susmak, suça ortak olmaktır.
Türkiye artık "belediye başkanı ne yaparsa yapsın, arkasında partisi var" anlayışını kaldırmıyor. Halk, artık şeffaflık istiyor. Biz, "denetimden kaçan yönetim, halktan kaçan yönetimdir" diyoruz. Eğer bir yönetici, her kuruşun hesabını vermekten çekiniyorsa, orada gizli kapaklı işler dönüyor demektir.
Bizim hedefimiz; il ve ilçe örgütlerini gerçek görevlerine döndürmektir. İl başkanları, belediye başkanlarının "makam aracı" değil, vatandaşın "şikayet hattı" olmalıdır. Belediye başkanı hata yaptığında onu uyaran, halkın tepkisini doğrudan başkana aktaran ve yanlışta ısrar edilirse kamuoyuna açıklama yapma cesaretini gösteren bir örgüt yapısı, Türkiye'nin kurtuluşudur.
Türkiye genelinde il ve ilçe başkanlarına sesleniyorum: Sizin patronunuz belediye başkanı değil, size oy veren o milyonlardır. Bir belediye başkanıyla olan "menfaat ilişkiniz" uğruna, halkın hakkını koruma görevinizden vazgeçiyorsanız; siz sadece belediye başkanına değil, o partinin ideallerine ve halkın geleceğine de ihanet ediyorsunuz demektir.
Biz, Hüseyin YILDIZ olarak, bu yozlaşmış sisteme "hayır" diyoruz. Bizimle birlikte çalışan hiçbir örgüt, bizim yanlışımızı örtmeyecek; tam tersine, yanlış yaparsak bizi uyaracak bir iradeye sahip olacaktır. Çünkü biz biliyoruz ki; gerçek başarı, denetlenmekten korkmayan, şeffaflığı bir görev bilen, örgütünü "biat" eden değil "fikir" veren bir yapı olarak gören liderlikten geçer.
Türkiye’nin önündeki en büyük engel; siyasetteki bu "denetimsiz güç" tutkusudur. Biz bu tutkuyu, halkın iradesiyle ve örgütlerin gerçek denetim gücüyle kıracağız. Bizler, mazeret üretmek için değil, hak ve hakikati savunmak için yola çıktık.
Biat etmeyeceğiz, ettirmeyeceğiz; denetleyeceğiz, sorgulayacağız ve en nihayetinde bu ülkeyi hep beraber huzura kavuşturacağız.
Hüseyin YILDIZ
Yorumlar